8 Haziran 2013 Cumartesi

GENÇLERİN GÜCÜNÜ KÜÇÜMSEYENLERE

Image

Hepimize hatırlattılar onlar ve öğrettiler özgürlükler için nasıl mücadele edilebileceğini.Ben çok şey öğrendim ve toplum da.Aşk olsun size çocuklar,aşk olsun.

Ve bir yazı -21 yaş tazeliğinden.

Gökyüzünü hiç görmediğin ,görmeyi unuttuğun günler oluyor mu senin de?Günün sonunda, bunu fark edip , o günü hiç yaşamamış olduğun hissine kapılıyor musun?Ya da o gün boğazı geçerken içinden denize şöyle göz ucuyla bile bakmak gelmediğini fark ettiğinde neler hissedersin?Bomboş bir gün.Hiçbir gülüş,nefes alış,dokunuş yaşamamış gibiyimdir.Bütün bir günden arta kalan bir hiçmiş meğer.Bir şeyler katmamışım kendime, dünyaya.Boş bir hüzün ve keder.

Attığım her adımda , bir ses daha uzaklaştırmaya çalışıyor beni gökyüzünden.Bir görüntü,bir bakış,bunaltıcı mekanlar -yitirmem için kendimi- sürekli zorluyor.Denizi,ormanı,tüm mavilikleri ve yeşillikleri uzaklaştırmaya çalışıyorlar.Konuşmalar,konuşmalar kulağımı tırmalıyorlar.Tek düzeliğe hapsetmeye çalışıyorlar.

Bugün gördün mü papatyaları,mavi küçük çiçekleri ve çiğdemleri?Dokunmak istedin mi onlara?Sana tüm umutları,coşkuları hatırlattı mı?Yeniden ve yeniden koşabileceğini,taklalar atabileceğini?Derinlerde güzel duygular uyanıverdi mi ?Sende de?  (Eylem T - 14/03/1997)

10 Nisan 2013 Çarşamba

ÖNCE BİR BOŞLUK OLDU KALP GİDİNCE,AMA ŞİMDİ İYİ



Onları gazete ve televizyondaki haberlerden, anlık görüntüleriyle tanıyoruz.Fuhuşa zorlanan ,halk arasında Natasha olarak isimlendirilen bu kadınlar,erkek egemen ağızlarla yapılan espirilerle girerler hayatımıza.Bir insan,bir kadın olarak değil de yaptıkları işle tanımlanır,küçümsenir,yargılanırlar.
Talimhane Tiyatrosu , ”Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi’ isimli oyununda bu kadınlardan birini ana karakter olarak sahnelere taşıyor.Oyuncu Esra Bezen Bilgin , üstün bir oyunculukla, Ukraynalı Dijana’yı yaşatıyor.Dijana’nın acıklı hikayesi bizi derinden etkilerken, asıl olarak onun duyarlı,sevgi dolu,hayalperest ve sevimli karakteriyle büyüleniyoruz.Zaman zaman gözümüzden akan yaşlara hakim olamıyoruz ama gülüyoruz da o sıcacık ,içten kadına .Seviyoruz onu .İçindeki saflığa tezat yaşantısını düşününce boğazımız düğüm düğüm oluyor.Tüm hayallerinin yıkılmasına,acılarına rağmen , yine de hayata tutunmaya çalışmasına, umudunu yitirmemesine hayran oluyoruz.
Image
Oyunun bir diğer karakteri Türkmenistanlı Bahar’a ,Güliz Gençoğlu tarafından hayat verilmiş.Her ne kadar rolü kısa olsa da bence oyuna büyük katkı sağlamış.Dijana’nın kırılganlığına karşıt , coşkulu ve hayata karşı daha saldırgan bir yapıdaki bu kadın da Dijana’ya benzer acılar yaşayıp ,farklı bir şekilde tutunmaya çalışıyor hayata.
İki oyuncu da muhteşem oyunculuklar sergilediler.Karakterleri özümsedikleri ve yaşadıkları bir gerçek.Esra Bezen Bilgin, oyunun ana karakterini aksanıyla,ruh haliyle öyle doğal bir şekilde yansıtıyor ki , başta 2012 Afife Jale Kadın Oyuncu Ödülü olmak üzere,hak ediyor aldığı tüm ödülleri.
Oyun , aslında Genç İngiliz yazar Lucy Kirkwood (1984) tarafından yazılmış. Seçil Honeywill tarafından ülkemiz koşullarına muhteşem bir şekilde uyarlanmış.Mehmet Ergen tarafından yönetilmiş.Uyarlama bir oyun olmasına rağmen, tamamen ülkemize özgü gerçekliği yansıtabilmesi büyük bir başarı.Oyunun kurgusu da , temponun hiç düşmemesine yol açmış.Olayların karışık düzende anlatılması ve ikinci karakterin oyuna dahil olduğu doğru zamanlama , oyuna dinamizm katmış.
Mart ayı boyunca  oyun çeşitli yerlerde oynanacak.Gitmek isteyenler için gösterim tarihleri:
Oyunun aldığı ödüller:
2012 – Afife Jale / Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu Ödülü
2012 – Sadri Alışık / Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu & Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu Ödülleri
2012 – Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Yılın Tiyatro Oyuncusu Ödülü
2012 – Tiyatro Dergisi  Yılın Çevirmeni
2012 – Tiyatro dergisi  Yılın en başarılı kadın oyuncusu
2011 – Direklerarası Seyircileri Küçük Salon En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
MSM Sanat Ödülleri – En İyi Yönetmen Ödülü
Emeği geçenlere teşekkürler.İyi ki varsınız.Image
eylem t
Not:Esra Bezen Bilgin ve Mehmet Ergen’in röportajı:

1 Ocak 2013 Salı

ANNA KARENINA

 
Anna Karenina ,2012′ nin son günlerinde,  sinema filmi olarak yeniden karşımızda.Joe Wright yönetmenliğindeki filmde Anna Karenina rolünde Keira Knightley’i görüyoruz.
Tolstoy’un bu başyapıtını okuyalı yıllar geçse de, hikayenin ana karakteri kafamda oldukça netti.Aşkı için ailesinden ve tüm ayrıcalıklarından vazgeçen Anna , uğruna herşeyini terk ettiği aşkının ona ihanet ettiği duygusunu yenemeyip , kaçınılmaz sonuna doğru alkolizm ve ruhsal bunalımlar eşliğinde gidecekti.Kendini kötü ve şeytan olarak nitelendiren bu kadın,aslında dönemin koşulları göz önünde bulundurulduğunda cesur yürekli ve güçlü bir kadındır.Kaybedeceği şeyler bu kadar çokken ,neden Anna aşkı seçmiştir?
Filmin sahne geçişleri , tiyatro sahnesiyle örtüştürülerek , görselliğe değişik bir bakış açısı getirilmiş.Muhteşem müzikler de filmi sanatsal bir şölene dönüştürme konusunda yardımcı olmuş yönetmene.
Filmde ,aşkı arayan iki insan var aslında.Senaryo da bence bu iki aşk üzerine odaklanarak ;  bir tarafta kaybeden güçlü aşık Anna’nın hazin  sonuna  karşılık, Tolstoy tarafından da idealize edilen, aile kurmakla sonuçlanan,  kazanan aşık Levin ‘i koyarak bir denge kurmaya çalışılmış. Yan karakterler ise (Anna’nın kocası rolünde Jude Law,sevgilisi Aaron Taylor Johnson, kardeşi Matthew Macfadyen ve diğerleri)  oldukça iyi işlenmiş ve oynanmış.
Çok büyük beklenti içinde olmadan ,kitaba bir de sinema sanatı gözüyle yeniden bakmak isterseniz, Joe Wright’ın Anna Kareninası özenli bir çalışma.
eylemt

TİYATRO OYUNU :MICHELANGELO

 
 
İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahneye konulan Irmak Bahçeci’nin yazdığı,Saydam Yeniay’ın  yönettiği Michelangelo adlı oyunu Üsküdar Tekel Sahnesi’nde izleme imkanım oldu.
Üsküdar Tekel Sahnesi , yeniden düzenlenen Tekel binasında hizmet veriyor. Üsküdar’dan Kuzguncuk yönüne doğru, muhteşem boğaz manzarası eşliğinde,  yürüyerek ulaşabilirsiniz buraya.Boğaz havası almak ,binanın tarihi dokusunu hissedebilmek için bile gidilebilecek bir mekan.Klasik bir tiyatro sahnesinden çok farklı bir havası var.Seyirci ve tiyatrocular adeta içiçeler.Bu ortamı soluyor olmak bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor aslında.
1475 yılında İtalya’da doğan ,ünlü rönasans dönemi heykeltıraş,ressam,mimar ve şairi Michelangelo ‘nun, yaratıcılığı ve dehasına karşın , ruhsal çalkantılarla dolu yalnız yaşamı ve eserlerini yaratım süreci üzerine yoğunlaşmış oyun.Daha çok Sistine şapelindeki meşhur tavan resmini yaptığı dönemdeki çalışma ortamında görüyoruz Michelangelo’yu .Ama zaman zaman geçmişe geri dönüşler de oluyor. Michel’in ilk  gençlik dönemlerindeki isyankar hali,meşhur ve aranan bir sanatçı olduğu dönemdeki  kilise ve zengin sınıfa karşı çıkışlarıyla  örtüşüyor.Yarattığı eserlerinin ve dehasının, ne alt tabaka ne de üst tabaka tarafından anlaşılamadığı hissinin tetiklediği huysuz ve öfkeli yapısı ,dehasının yanında gittikçe küçülen kişiliği ve fiziksel özellikleri, içini kemiren  paranoyalara ve ruhsal krizlere sürüklüyor onu.
Atilla Şendil(Michelangelo) genel olarak iyi bir oyunculuk sergiliyor.Karakteri yaşarken ve yaşatmaya çalışırken zaman zaman abartıya kaçabiliyor.Belki dönemin kasvetinden,belki karakterin çelişkili ve öfkeli ruh halinden kaynaklanan bir zorlanma hissi doğuruyor seyircide.Diğer karakterlerde  öne çıkan bir oyunculuğa rastlanmaması ise oyunun zayıf noktasını oluşturuyor belki de.
Oyunun ışıldadığı yerlerse, Michelangelo’nun  eserlerinin sergilendiği bölümler ve seyirciyi en çok etkilediğini düşündüğüm bölüm ise oyunun son sahnesi.
Sanatçının ruhsal yapısını, rönasans döneminin yoğurduğu bir üstatla ,Michelangelo ile anlamak isteyenlere şimdiden iyi seyirler:))
eylem t

31 Ağustos 2012 Cuma

USTA



Usta olmak çalışmayı gerektirir, işine odaklanmayı,  sabretmeyi ,sonuna kadar ,en iyiye ulaşana kadar uğraşmayı .Herşeyden önemlisi yürek ister,tutku ve aşkla bağlanmak ister yaptığın işe.Bir işte ustayım diyebilmek öylesine zordur ki , kendim için bir türlü sarf edemediğim tanımlardan biridir.İşinde usta olan insanlara da, bu yüzden saygım sonsuzdur.
Eskişehir’de bir oto tamir ustasının da bir tutkusu var arabalar dışında; kendi emeğiyle,kendi kalbiyle bir uçak yapabilmek.Her parçasını kendisi oluştursun,kendisi üretsin ister.Peki hayat buna izin verir mi?Hayalleri gerçek olabilir mi?Sevdikleri bu tutkusuna nasıl bakar ve de diğer insanlar? 
İnsanın kendine ait bir hayali ,bir tutkusu olması ,onun için çabalaması, aslında, ‘yaşadığını hissetmesi’ ,yaşamın o çok aranan ‘anlamını’ bulması değil midir?Gerçek dünyanın düzeni içerisinde yok olmaktansa , o tutkunun peşinden gitmek ,sevdiklerini de yanına alarak, zor olmasına rağmen ,en güzeli değil midir?
Sımsıcak bir film,oyuncuların performanslarıyla bizi içine alıyor.Yetkin Dikinciler yanında özellike Şevket Çoruh ‘un oyunculuğu da ayakta alkışlanıyor.
Filmin jenerik müziğini de çok beğendim. YARISI GÜNDÜZ YARISI GECE :http://www.youtube.com/watch?v=UWcBszZLcFA
eylem t

NAR




Bir nar tanesiyiz hepimiz.Birbirinden farklı,biricik ama bir bütünün parçası.Ne zaman unuttuk tek bir kabuğun içinde olduğumuzu?Ne zaman parçalanıp,kanadık ? ‘Gerçek Hayat’ ne zaman unutturdu bize; vicdanı,insan olmayı.Doğruların yanlış,yanlışların doğru olduğunu nasıl bu kadar kolay kabullendik.Diğer hayatlara gözümüzü kapatıp,dünyayı kendi küçücük dünyamızdan ibaret sanma yanılgısına nasıl kapılabildik.Ben,sen, biz; hepimiz…Para,kariyer,güç bütün güzel değerlerimizi yok edip bizi çırılçıplak bıraktığında,nasıl kandırabildik kendimizi?
nardık bütündük 
birdik tamdık
bizi kim ağlattı 
O günler var mıydı gerçekten?Tam olduğumuz,bir olduğumuz.Bir düş müydü?Şiirlerden kalbimize yazılan kelimeler miydi?Bir an mıydı hatırlanan ya da geçmiş zamanda sıkışıp kalan duygular mı?
İyi ki filmler var.İyi ki NAR filminde emeği geçen, yüreği kocaman insanlar var.İşte senaryo,işte oyunculuk,işte sinema.Henüz izleyemeyenlere tavsiye olunur.
Ve işte filmin jenerik müziği :http://www.youtube.com/watch?v=X0jDdO83W_I
eylem t

20 Nisan 2012 Cuma

TİYATRO KUMPANYASI – CAN



Can’ımız o kocaman dünyasıyla sahnede.Hayatı, hayata dair düşünceleri ,öfkesi,muzipliği ,insanlığı ve şairliğiyle canımıza Can katan , bizi bize yeniden geri veren o güçlü yürek sahnede.


Saatlerce ayakta alkışlanacak bir oyunculukla KEMAL KOCATÜRK,çizgileriyle MEHMET GÜLERYÜZ , CAN YÜCEL’i getirdi karşımıza.Hissettik ve yeniden sevdik onu.Hatırladık ve kattık hayatlarımıza.Ölümsüz bir şairin ,CAN BABA’nın sofrasına konuk olduk 2 saat boyunca.Ne iyi yaptık.Unutulmaz bir oyun ve geceyi ekledik yaşamımıza.Öyle derin, içten,sımsıcak.

Buluşmak Üzere

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
CAN YÜCEL

Daha fazla şiir için: http://www.canyucel.net
eylem t