aklımdan geçenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aklımdan geçenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2011 Cuma

BİLMEM ANLATABİLDİM Mİ?



Yolda




Karagözler(Fethiye)




                                                                  Fethiye



                                                               Fethiye



BerceKız Plajı(Ölüdeniz-Fethiye)

Kelebekler Vadisi(Fethiye)


Eski Datça

9 Şubat 2011 Çarşamba

ÇOCUKLUĞUMUZA İNELİM


Dün akşamki çocukluk arkadaşımla geçirdiğim keyifli gecenin ardından yazdığım yazının üstüne , bir de sevgili ÖZGÜRANNE ' nin sobesi geldi.

Diyor ki : Sizden şunu rica ediyorum. Bir koltuğa uzanın, gözlerinizi kapayın. Çocukluğunuza dair sizi en mutlu eden şeyi hatırlayın. Kim vardı, nerdeydiniz? Ne hissetmiştiniz? Bunu akılda tutun.
Soru şu: annelerimizin ve babalarımızın, aile büyüklerinin biri yetiştirirken yaptıkları fark yaratan doğrular neler?  Hayatımızda ki "iyi ki"ler neler... 3 tane söyleyebilirseniz bir sobe başlatalım.


1- Mutfaktayız babamla.Daha küçücüğüm ve babamı izliyorum .(Babam yemek yapmayı çok severdi.Her daim neşeliydi mutfakta.Ben de babasının kuzusu olarak peşindeydim. ) Babam bir türkü mırıldanıyor.Sonra dedi ki 'Kızım ,hadi sana bir türkü öğreteceğim' 'Gemilerde talim var .Bahriyeli yariiim var.O da gitti sefere,ne talihsiz başım var....'  Hayatımın en zevkli anlarından biriydi.

2-İlkokuldaydım.Kabakulak olmuştum.Annem-babam çalıştığı için evde tek başıma yatıyordum.Kendi kendime vakit geçirmeye çalışırken ,kapı çaldı.Kapıyı bir açtım ki, ilkokul öğretmenim ve sınıf arkadaşlarımdan birkaçı beni ziyarete gelmişler.Gelirken de pastaneden poğaça almışlar.Nasıl büyük bir sevinç yaşadığımı anlatamam.

3-İlkokul'da en sevdiğim günlerden biri de 23 Nisanlardı.Her türlü etkinlikte yer alırdım çünkü.Trampet çalmak,halk oyunları,şiir okumak.En güzeli de 23 Nisan'dan bir gece önce ,annemle birlikte, aynı zamanda ev sahibimiz olan alt kat komşumuza inip, 20'li yaşlardaki kızlarının benim saçlarımı saatlerce, maşayla kıvırcık yapmaya çalışması,yapılan muhabbetler.Veee gece, büyük bir heyecanla ve sabırsızlıkla, sabahı hayal ederek , uykuya dalmak.

ve ve veeeeee şu an kafamda uçuşan, tatlı çocukluk anılarım:))

                                                                                      eylem t

ÇEYREK ASIRLIK DOSTLUK


Karşımda oturup , birasını yudumlayan, zaman zaman kahkahalarla ,zaman zaman gözleri dolarak, tüm içtenliğiyle benimle sohbet eden , 30'larının ortalarındaki bu kadın,  gözümde hala küçücük bir çocuk;can dostum . 'Ya, biz ne kadardır dostuz seninle? 'Hesap yapılır ve çeyrek asırı çoktan devirdiğimiz anlaşılır.
Oysa daha dün gibi onunla birlikte geçirdiğimiz tüm güzel anlar.Hayatıma şöyle bir baktığımda , ilkokul çağındaki anılarım kadar canlı ve beni mutlu eden bir dönem çok az.İyi ki dolu dolu yaşamışım , oynanacak tüm oyunları oynamışım, coşkuyu, sevgiyi, arkadaşlığı o en 'temiz' duygularla hissetmişim.
Umarım çocuğum da böylesine güzel bir çocukluk geçirir.
Ha,bir de ben anneme çok isyan ederdim mesela; beni akşam eve çağırdığında.Anlayamazdım: 'Neden beni oyundan çağırıyor.Beni daha başka ne mutlu edebilir, ne daha önemli olabilir ki!' diye.O da bir şeylere isyan edecek belki de , hatta şimdiden başladı bile :)

                                                                                                            eylem t   

2 Şubat 2011 Çarşamba

BİR TATLI HUZUR




Bir kayık,denizde ya da gölde,İstanbul'un göbeğinde ya da küçük bir balıkçı kasabasında.Hafif hafif salınmakta.Umursamaz bir halde dünyayı.Kendi ritminde dans ediyor.Ardında bir deniz mavisi,bir gökyüzü mavisi ve sonsuzluk.  Küçük bir kız çocuğu denize bakıyor.Gülümsetiyor beni, annesinin çayını karıştırırkenki dikkatli ve minik elleri. Saçlarındaki sarılar,canlandırıyor yüreğimdeki ışığı.Konuşuyor hiç susmadan,bir şeyler anlatıyor kendi dünyasından,heyecanlı.Arkasında yine o kayık,hafifçe sallanmakta.Huzur bu değil mi işte diyorum içimden.Bu an, işte bu duygu ,bu kayık.. 

Bir de;  Ezginin Günlüğü 'Bahçedeki Sandal' albümü:) 






27 Ocak 2011 Perşembe

AĞIT



Babacığım,
Karşımda uçsuz bucaksız bir gökyüzü,
yemyeşil buğday tarlaları var.
SEN YOKSUN

Nasıl da severdin;
usul usul esen rüzgarda,
ağaçların altında oturmayı.
Tam senin istediğin gibi herşey burada.
AMA SEN YOKSUN

Nisan'da 3 yıl olacak seni kaybedeli.
Yokluğunu yeni yeni kabulleniyorum.
O soğuk mermere sarıldığımda,
sana seslenip,gösteriyorum gözkyüzünü
VE SEN BENİ DUYMUYORSUN

Hayatımdaki en önemli dinleyicim,
en hoş sohbetli,
kahkahası bol insan
SEN YOKSUN

Hiç dinmeyen ,kanayan,kanayan,kanayan
sonsuza kadar kapanmayacak olan
YARAN VAR SADECE

                                                             eylem t

30 Aralık 2010 Perşembe

YENİ BİR SAYFA


2011, karşımda açılan bu sayfa gibi bembeyaz ve bomboş.Bu sayfa ; bazen planlayarak ve düşünerek,bazen anlık duygularla,bazen hayatın kendiliğinden getirdikleriyle,bazen hayallerle , bazen oğlumuzun bize getirdikleriyle dolacak dolacak...


Biliyorum; bu sene de dert edecek ,yakınacak birçok şey bulacağım.Bazen işimden,bazen monotonluktan,bazen bir anne olarak ya da bir insan olarak yetersiz kalmaktan kaynaklanan, bir dizi endişe yaşayacağım.Hayallerim ve umutlarım örselenecek bazen , kendimi yalnız ve çaresiz hissettiğim anlar olacak.Çözemediğim sorunlar ,cevaplayamadığım sorular,değiştiremeyeceğim bir geçmişin izleri benimle birlikte yürüyecek.


Biliyorum; bir insanın yaşadıklarından ne eksiği ,ne de fazlasını yaşayacağım.


Biliyorum; her zaman umut olacak ve yeşeren ağaçlar.Hayatımı aydınlatan ve bana güç veren mücadele ruhu, hayata ve geleceğe olumlu bakmanın , erdemin ve duyarlılığın ,üretmenin , sevmenin ve sevilmenin anlamlı dostluğu yanımda olacak.





Biliyorum; kendim gibi ,insan gibi olabilmek için hareket ettiğim her an daha bir güçle dolacağım.


Hoşgeldin yeni yıl.

Sayfalarını doldurmaktan en fazla haz aldığım yıl sen olur musun?

                                                                                                  eylem t



Photos:
1-The Sky Goes All the Way Home by Mark Broughton
2-Dream about a green valley by Janusz Wanczyk

30 Kasım 2010 Salı

Hayatın ritmi



Bir hüzün , bir sevinç .Bir iyi , bir kötü.Bir umutsuz ,bir heyecan dolu .Bir yalnız , bir kalabalık. Bir anlamsız, bir dolu dolu . Hayatın ritmi böyle böyle devam ediyor.Duygular ve beyin , gerçek hayatın düz mantığı ve hayaller iç içe.Bazen çatışarak , bazen kolkola hüküm sürüyorlar hayatımızda.

Uzun zamandır hatırlamadığım bir şarkı çalıyor radyoda :

Bir çocuk gördüm uzaklarda
Gözleri kederli hatta korkulu
Her şeye rağmen biraz gülümsedi çocuk
Sıcak sade ama biraz kuşkulu


Bir çocuk sevdim uzaklarda
Sanıyordum ki onun özlemi de buydu
O ise bir bakışta beni örtülerimden
Yalnızca ve yalnızca duygularıyla soydu


Ben böyle yürek görmedim böyle sevgi
Şimdi çocuk büyümekte günbegün
Bütün hüzünleri okşadı birer birer
Gizli bir ümide sarılarak biraz küskün


Bir çocuk gördüm uzaklarda
Biraz çocuk biraz adam biraz hiçti
Ellerinde yaşlı zaman demetleri
Daha önce denenmemiş yeni bir yol seçti


Bir çocuk sevdim uzaklarda
Bir elinde yarın öbür elinde dün
Erken ihtiyarlamaktan sanki biraz üzgün
Dünyanın haline bakıp güldü geçti


İyi ki radyolar var , o sımsıcak , tertemiz ,ruhumuza dokunan şarkıları hatırlatacak bir araç var hala.Tabii ki bir de istediğim zaman , istediğim şarkıyı dinlememi sağlayan fizy :)

                                                                                                          eylem T

24 Kasım 2010 Çarşamba

SONBAHAR

Hüznün göstergesi değil benim için sararmış yapraklar,
Huzur ve  derinlik



Hele bir de kıpkırmızıysa yapraklar,
Coşku ve sevinç







Yollar dolsun yapraklarla; kırmızısı,sarısıyla,
Götürsün beni doğanın kucağına,



O bilge ağacın altında oturayım,
Yumuşak sesini dinlerken, bakayım gökyüzüne



Doğaya karışayım,
Sonsuz dinginliğine



photos by Hugh Morton

                                                                                             eylem t

12 Kasım 2010 Cuma

EVLAT SEVGİSİ


Bir kız çocuğu dolaşıyor kapımızın önünde.2 yaşlarında.Saçları kısa kesilmiş.Beyaz bir elbise var üzerinde.Davranışlarında bir rahatlık,  pervasızlık var.Gözlerindeyse biraz hüzün.Etrafta koşuştururken cebinden bir kağıt düşüyor.Babasının yazdığı bir mektup:''Halen üniversitede okumaktayım,kendimi bile geçindiremiyorum vs.vs.'' Terkedilmiş bu çocuk.Aman Allahım diyorum.Nasıl olur?Öylece sokağa bırakıp gitmiş mi? Peki nerde o şimdi?Kaybolmuş ortadan.Hemen aramaya başlıyorum.Kalbim küt küt atıyor.Ya bulamazsam, ya başına bir şey geldiyse?Evlerden birinin bahçesinde rastlıyorum ona.4-5 yaşlarında bir çocuk sıkıştırmış, kolunu yakalamış zavallının ve elindeki sert bir cisimle çiziyor kızcağızın  bileklerini.Hışımla çekip alıyorum kızı.Çocuğa da kızıyorum :'Ne yapıyorsun böyle sen?Canını acıtacaksın ?Böyle oyun olur mu hiç?Annen nerde senin?'' Çocuk işte.Gülüyor sadece.Çalıyorum evin kapısını.Açan yok.Bakıyorum ki kapı aralık.İçeride uyuyakalmış anne.Yerde oynayan bir de bebeği var.''Oğlunuz , çok tehlikeli bir oyun oynuyordu.Küçücük kızın bileğini nasıl da çizmiş,bakar mısınız?'' Kadın öylesine yorgun ve kendinden geçmiş ki ..Cevabını bile dinlemeden çıkıyorum evden dışarı.Sımsıkı sarılıyorum kıza.Seni artık hiç bırakmayacağım,sonsuza kadar koruyacağım diyorum içimden.O ise durgun gözlerle bakıyor etrafa.Bir çocuk değil sanki kucağımdaki.Duyguları,tepkileri elinden alınmış,boş gözlerle bakıyor dünyaya.Eve dönüyorum hemen hızla .Kızı yıkıyor,yediriyorum.Oğlumun artık bir kızkardeşi var diyorum.İçim mutlulukla doluyor.Kafamı tek kurcalayan; evlat edinme işlemlerinin nasıl olacağı, gün gelip de 'kızımı'   elimden alıp almayacakları .Onun dışında öylesine eminim ki evladımın sevgisinden.

                                                                                                     eylem t

2 Kasım 2010 Salı

AĞLAMAK

Bebeğinin ya da çocuğunun ağlamasını kim ister ki?Oysa ağlamak yavrumuzun ilk yıllarda kendini ifade etmesinin en önemli aracıdır.Bebekken;acıktıklarında,altlarını kirlettiklerrinde,gaz problemleri olduğunda ya da kendini güvende hissetmediklerinde ağlarlar.Çocukluk dönemine geçişte ise öfke,istediklerinin olmaması ,korku ya da sadece dikkat çekebilmek için ağlarlar.Onlar için öylesine doğal bir ihtiyaçtır ki.Oysa biz anne babalar için endişe verici ve korkutucudur.Çoğu zaman o ağlamanın altında yatan nedeni keşfetmektense,o ağlamayı durdurmaya çalışırız.''Ağlama'' dedikçe daha çok ağlar ve elimiz ayağımıza dolanır.Üstelik toplumsal alanlarda da çocuğumuzun ağlıyor olması ya da neşeli ve biraz yüksek sesli bağırışları tepki görür.

Aslında doğar doğmaz insanın verdiği ilk tepki ağlamaktır.Bizler 'büyüdükçe ' yabancılaşırız bu duygumuza.''Erkekler zaten ağlamaz''.Kadınlar da artık güçlü ve ağlamayan olmalıdırlar.Toplumumuz da ayıplar ağlayanı..Bunun tersi de çoğu zaman ayıptır.Kahkahalarla gülen biri olunca gözler ona çevrilir ve hoşnutsuzlukla bakılır.Duygular gizlenmelidir,uluorta yaşanmamalıdır.Oysa bizi biz yapan şey duygularımız değil midir?Doya doya ağlamak ya da kahkahalarla gülmek en doğal hakkımız değil midir?  

                                                                                                                    eylem t