4 Mayıs 2011 Çarşamba

Kulak Hikayesinin Sonu

Kreşe başlamasından bir süre sonra ,Yiğit kulak iltihabı olmuştu.Üstelik de çocuk doktoruna gittiğimizde bir hayli ilerlemişti .Antibiyotik tedavisi,yan ilaçlar,burun açıcılar ile geçen günler yaşadık uzunca bir süre.Kulakta sıvı birikmesi teşhisine giden bu süreç sonrası,birçok doktor değiştirdik.Çoğunluğu , 'kulağa tüp takılması' operasyonunu telaffuz etti.Çok basit olan bu operasyon, narkozla bayıtılmayı gerektiriyordu .Sonrasında kulaktaki sıvı tamamen boşalmış olacak,çocuk rahatlayacaktı.Ama duyarlı kreş yöneticimizin de yönlendirmesiyle , çocuklarda bu uygulamayı değil de , kendiliğinden iyileşmesini savunan bir Kbb profesörüne gitmeye başladık.Kendi kendine iyileşebileceği uzun soluklu bir tedaviyi önerdi.Verdiği bir iki ilacı düzenli kullanacaktık.Soğuk algınlığı, kulak probleminin baş düşmanı olduğu için , çabuk hastalanma durumunu ortadan kaldırmak için , kreşten aldık.(anneannemiz bakıyordu zaten)İki ay sonunda da kulağımız tamamen iyileşti.Vücudun bunu kendi kendine başarabilmesini,bağışıklık sisteminin çalışıyor olmasını önemseyen doktorumuzun yönlendirme ve takipleriyle kulak sıvısı tamamen yok oldu ve herşey normale döndü.
  Doktorlar arasındaki yaklaşım ve yöntem farklılıklarının ne kadar farklı ve de keskin olabileceğini görmüş olduk bu deneyimle.Elbette her doktor , bu konuda eğitim almış ve doğru düşündüğü şeyi yapıyor ama yaklaşım ya da deneyim farkı oluyor aralarında.Kulak sorunumuzdan bir an önce ve ufak bir operasyon sayesinde mi kurtulacaktık -ki bu sorundan kurtulmak Yiğit'i de bizi de çok rahatlacaktı-  ya da uzun süreli bir iyileşme sürecini göze alıp,vücudun kendi kendine mücadele etmesini (sıkı doktor takibinde tabii ki) ve çocuğumuzun bağışıklık sistemine güvenmeyi mi seçecektik.Bu sorunda ikinciyi seçtik ve olumlu bir sonuç aldık.İleride ne tür seçimler bekleyecek bizi acaba?

Küçük Bir Çocuktan Hayat Dersleri-3

 İnsanlarla ilgili hislerinize güvenin.
  Kendi gücümüz,kendi hislerimizden geliyor aslında.Hislerimize güvenerek başlıyoruz kendimize güvenmeye.İnsanlar ya da hayatımızdaki olup bitenler hakkındaki hislerimiz yönlendiriyor bizi.Buna izin verdikçe de kiminle iletişim kuracağımız,hangi konuda nasıl hareket edeceğimiz netleşmeye başlıyor.Hislerimize güvenmekten vazgeçmeden , iyi kötüyü ,doğru yanlışı ayırt etmeye ve de yaşayarak görmeye devam ettikçe , hayata bağlılığımız da artıyor.
  '' Ben güveneceğim,seveceğim kişiyi gördüğüm anda anlarım.Onun en ufak bir bakışından,gülüşünden,bir sözünden,benimle ilgilenme tarzından,ses tonundan.Severim ya da sevmem o anda.Gözlemlerim sonra; hareketlerini ve mimiklerini.Neden sevmiş ya da sevmemiş olduğum daha bir netleşir kafamda.Sevdiysem , kendimi daha da sevdirmek için iletişim kurmak isterim.Yavaşça yanına gider,bir iki konu açar,kendimden bahsedip ilgisini çekmeye çalışırım.Onu seviyorsam ,seviyorumdur,belli eder ,iletişime geçerim.Sevmiyorsam da anında uzaklaşır ya da ters davranırım,belli ederim sevmediğimi.Ben böyleyim işte; hislerime güvenir ve hemen harekete geçerim.''
                                                                                                                                                                                                            eylem t

26 Nisan 2011 Salı

Limon Ağacının Şarkısı(Yiğit'in Kitaplarından)


İtiraf ediyorum : Bu kitabı tamamen kendimi düşünerek aldım! Şiiri çok sevdiğim için ,bu kitabı görür görmez vuruldum.Yiğit'in  ve  tüm çocukların kafiyeli anlatımlardan hoşlandığını bildiğim için tereddütsüz aldım.Çizimleri,hikayesi de tahminlerimi boşa çıkarmadı.Yiğit de büyülenmiş gibi dinliyor okuduğumda:)
Dalımda bir kanarya
Şakıyıp duruyordu
Birden şunu farkettim
Bir şarkı söylüyordu
Önce biraz dinledim
Sonra ona seslendim
“Bu şarkıyı bana da
Öğretir misin?” dedim
“Duyduğun bu şarkıyı
Senin için söyledim
Öğrenmek istemene
İnan ki çok sevindim”
Kanarya başlamıştı
Şarkımı söylemeye
Öğrenmek istiyorsan
Sayfayı çevirsene…
                                     
Adı: Limon Ağacının Şarkısı
Yazan: Arslan Sayman Resimleyen: Deniz Üçbaşaran
Yayınevi: Red House Kids SEV Yayıncılık
Sayfa Sayısı:30
                                                                                                                    eylem t

Küçük Bir Çocuktan Hayat Dersleri -2

Keşfetmekten hiçbir zaman vazgeçme.
Hayatın kendine göre bir ritmi vardır.O kendi doğallığı içindeki döngüsünü tamamlarken, sen de kendi yaşantını örersin.Kimi zaman, önüne zorluklar,engeller,sıkıntılar  çıkar.Peki sen tüm bu engelleri ortadan kaldırıp yoluna devam etmeyi mi , yoksa hayat karşısında izleyeci olmayı mı seçeceksin?
Ben dünyaya geldiğim andan beri herşeyi ama herşeyi keşfederek öğrendim.Annem babam ya da bakıcılarım da  beni yönlendirdi.Onlardan da çok şey öğrendim ama  çoğu zaman onların beni engellemelerine karşı koyarak , keşfetmek istediğim ne varsa kendim keşfettim.Bazen tehlikeler atlattım,ufak tefek kazalar geçirdim ama dünya ve insanlar hakkında hergeçen gün yeni şeyler öğrenmenin mutluluğu ve verdiği güven yanında onlar çok sönük kaldı.Üstelik bu tehlikeli durumlar,  bana hayat hakkında dikkatli olunması gerekenleri öğretti.Keşfetmekten hiçbir zaman vazgeçmedim.
                                                                                                                                                                                                                            eylem t
 

25 Nisan 2011 Pazartesi

KÜÇÜK BİR ÇOCUKTAN HAYAT DERSLERİ - 1

AĞLAMAKTAN KORKMAYIN.
Bazen hayat bilinemezliklerle doludur.Kendini çaresiz,savunmasız ,yalnız hissedersin.İçinde büyüyen,adlandıramadığın bir sürü kaygı vardır. Kelimelere dökemezsin.O anlarda ağlamak bazen tek çözümdür.İçindekileri dışavurmanın tek yolu.
Dünyaya ilk kez gözlerimi açtığımda,ağlamaktı hayata tutma yolum.Herşey ama herşey anlamsızdı,annemin karnındaki sıcaklıktı aradığım.Güvensiz hissediyrdum.Tek savunma mekaznimam ağlamaktı.İnanın çoğu zaman işe yaradı.Uzun zaman  kendimi anlatmanın tek yolu olarak kullandım bunu.Güven duyabildiğim bir sıcaklığı hissedene kadar duyurabildiğim tek ses ağlama sesiydi.

SOKAK KEDİLERİ(ÇOCUK OYUNU)


Bu haftasonu İstanbul Şehir Tiyatrosunun Ümraniye Sahnesinde sahnelenen 'Sokak Kedileri' adlı çocuk oyununa gittik.Ümraniye Sahnesi , Haldun Alagaş Spor kompleksinin içerisinde yer alıyor.Ümraniye Meydan AVM 'ye yakın mesafede.
Tiyatro organizasyonunu Nurturia'dan bir arkadaşımız yaptı.Yaklaşık 12 çocuk ve anne babaları vardı.Sahne maalesef çok güzel değil.Bir de oyun sırasında bence mikrofon kullanılmalı çünkü çocuklar ister istemez konuşuyorlar seyrederken ve bir uğultu oluyor salonda.Öyle olunca da oyuncuların söyledikleri çok iyi anlaşılmıyor.
Oyun ,sokakta yaşayan kedilerin dünyasını ve onlarla arkadaşlık eden bir kızı anlatıyor.Kediler, iki gruba ayrılmış durumdalar ve sürekli birbirleriyle kavga ediyorlar.Kavga etmemeyi başarabilecekler mi acaba? Aslında genel olarak başarılı buldum ben oyuncuları ve oyunu ama Yiğit'in ilgisini canlı tutamadı oyun.Konuyu algılayamadı tam olarak,sürekli kıpır kıpır olmasından kaynaklanıyordu bu sanırım.  'Kediler niye sürekli kavga ediyorlar' diye sorup durdu:)
Tiyatro sonrası Ümraniye Meydan'a gittik.Dışardaki oyun alanındaki küçük dönme dolaba,trene bindi çocuklar.Fıskıyelerin etrafında koşturdular.Sonrasında da yemeğimizi yedik.Oldukça yorulan Yiğit, dönüş yolunda ,arabada uyuya kaldı:)

3,5 YAŞ HALLERİ



-Ben daha büyüğüm.(Yaşına yakın bir çocuk gördüğünde.)
-Ben güçlüyüm.Pazularıma bak.(Onunla ilgilenen yetişkin bir erkek gördüğünde)
-Sen beni sevmiyor musun anne?(Ona çok hafif sesimi yükseltip,bir şeyi yapmamasını söylediğimde)
-Anneciğim yanlışlıkla oldu.Gel öpeyim .Muck,muck.(Yanlışlıkla eli ,kolu,bacağı bir yerlerime çarptığında.)
-Özür dileyecek bir şey yok anneciğim.Bak geçti.Üzülme. (Yanlışlıkla ben ona çarptığımda ve özür dilediğimde.)
-Babama kızsana anne.(Babası onu engellediğinde ya da istemediği bir şeyi yaptığında.)
Küçük bir adam olmaya başladı son zamanlarda.Büyüdüğünü,daha bir olgunlaştığını ifade etmeye pek bir meraklı.Tabii ki hala benmerkezci,istekleri yapılmadığında öfkeli ama biraz daha ikna olmaya meyilli.Duygularını daha rahat ifade ettikçe,huysuzlukları ve hırçınlıkları azalıyor.Bir saniye yerinde durmayan,etrafında herkese laf yerleştiren minik bir atom karınca o :)

Şu sıralar sevdiğimiz kitaplarımız:

 

Tombik Mavi Fil :Türkiye İş Bankası Yayınları

Bisiklete binmeyi bilmeyen Tombik Mavi Fil,bakalım binmeyi öğrenebilecek mi?Arkadaşlarının yardımı gerekecek bunun için.
Yiğit,Tombik'in bütün arkadaşlarının ismini tek tek saymayı,zavallı filin bisiklete binmek için verdiği uğraşları keyifle dinliyor.

 

Korkmuyorum!Korkudan Cesarete:  TÜBİTAK Erken Çocuk Kitaplığı


Yiğit'in çeşitli korkuları var .Yüksek ses,karanlık,kötü rüyalar vs.Bu kitapta çocukların hissettiği bir çok korku ele alınmış.Belki korkuları biraz ön plana çıkartmış oluyor ama arkasından bu korkuların doğal olduğunu,zamanla geçeceğini örneklerle anlatıyor.3 yaş sonrası okunabilecek bir kitap .Yiğit çok seviyor.Sanırım rahatlıyor korkulardan bahsettiğimizde.

 

Duygularınız!Üzüntüden Mutluluğa-TÜBİTAK Erken Çocuk Kitaplığı



Bu kitapta da hissedilen çeşitli duygular ele alınmış.Yiğit en çok , yatağını ıslatan çocuğun bahsinin geçtiği utanma duygusunun işlendiği sayfayı seviyor.Her defasında 'Ne yapmış bu çocuk' diye soruyor.Bugüne kadar bir kez bile böyle bir şey yaşamadığı için yatak ıslatma onda merak uyandırıyor:)

 

Son Dönem Etkinliklerimiz : 

-Anaokulu Dergisi (Boyut Yayıncılık) = Labirentler,ille de labirentler
-Suluboya
-Nokta Birleştirmeceler .(Genelde bize yaptırıyor.Kendisi çok düz çizemiyor henüz)
-Boyamalar,modifiyeler,araba yarışları (Maalesef bilgisayar canavarı olma yolunda)